Köprü görmeye kaç saatlik yola gidilir mi?



Çok, çok evvelden  develer  tellal pireler berber iken iki tane dev varmış,  kocamanlarmış , yalnızlıkları da kendileri  kadar kocamanmis.  Sanki başka  hiç bir kadın yokmuş gibi ikisi de aynı kadına aşık olmuşlar.   Ayın ondördü kadar güzel  Avone isimli  bu kadın    (adını  nehire verecektir daha sonra)  toplumsal bilicinci Şirin’den örnek alarak  ötelerde bir yerdeki her yıl taşan göle kim kanal yaparsa onunla evleneceğini söylemiş.   Devlerden biri   becerememiş,  beceremeyince de  üzüntüsünden kendini nehre atıp boğulmuş, öbürü harıl harıl çalışıp  dağları delmiş, kanyon yapıp  denize ulaşmış, kızı da almış.   Onlar ermiş muradına…. Ama,  kanyonun iki yanında yaşayan halk  nehrin öte tarafına ulaşmak için  kayıkla  geçmek zorunda kalmışlar.  Baharda  ılık rüzgarlarda tekne yolculuğu iyi ama fırtınalı havalarda   dağları delme, aşkın gücü, muratlarına ermek gibi   romantik düşünceler mide bulantısını bastırmadığı için   bir köprü şart olmuş.

Tarih boyunca yapılan köprülerin en ünlüsü şimdiki Clifton Köprüsü.  Bu asma köprünün mühendisi  İsambard Brunel.  Brunel’i bilirsiniz  devasa zincirlere yaslanmış  uzun   silindir şapkalı, elleri saat cebinde, azimli kara gözleri  ve kısa sakalı ile siyah beyaz fotoğraftan bakar size.  Gözü kara bir mühendistir,  o zaman kadar düşünülmemiş planlar yapar. 
Image result for isambard brunel


‘Benim ilk göz ağrım, ilk sevgilim’ dediği   döğme demir köprü inşaatına başlar ama bitişini göremez.   İki kenardaki  kuleler 26 metre  köprü ve 214 metre uzunluğunda,  nehirden 76 metre yukarda.    Araba ile de karşıya geçilebilir (£1), eğer yükseklik korkunuz yoksa  yürüyebilirsiniz de.   Köprüden  bakınca aşağıda bulanık Avon nehri  hızla  akıyor,   yol kenarındaki arabalar  oyuncak kadar  küçük, insanlar karınca kadar.  Eğer başınız  daha dönmedi ise öte tarafa   nehrin ağzına doğru bakın, denize sürüklenen başarısız devin başı ve omuzları olarak anılan  iki küçük ada  da orda. Aman ha dikkat edin, fotoğraf makinalarınız, gözlüklerınız düşerse  alma şansınız yok. Her gün saat 14.00 ve 15.00 de ücretsiz köprü turunda  istemediğiz kadar detaylı köprü bilgisi (kaç tane vida, kaç tane demir çubuk,  kaç ton taş kullanılmış, kaç yıl sürmüş , kaç kişi geçmiş ) öğrenebilirsiniz. Köprünün yakın çevresinde oturup çay içilip manzara bakılacak aile çay bahçeleri yok ama  yamacın içinde  oyulmuş  küçük bir balkon fotoğraf çekmek için güzel bir yer.




 Bristol Universitesi  Hukuk binasi

 Boya kutusu melegi 
Clifton Köprüsü  Londra’ya  2 saat uzak  Bristol’un en görülmeye değer anıtı.  Ağustos’ta  Balon Festivali dışında her gün açık.   Festival süresince   hava ılık, günler uzun,    £125 den başlayan fiatlarla bu sefer  köprüyü havadan görmek de mümkün .   Aşağıda,  Bristol kent merkezinde   nehir  kenarında  çay bahçesine çevrilen nehir teknelerinde  çay, kahve içerek yüzlerce sepetli balonları seyretmek belkide  o balonların içinde olmaktan daha eylencelidir.  Balon deyip geçmeyin, ev , dondurma külahi,  çaydanlık, kutu,  çizgi film kahramanları, ne ararsanız açık mavi gökyüzünde .   Eğer festivali yakından görmek istiyorsanız  110 yıllık Ashton Court malikanesinin bahçesine de gidebilirsiniz. Giriş ücretsiz.    Malikanenin merdivelerden  yukarı çıkın,  odalarda dolaşın, resimlerdeki uzun kabarık elbiseli,  lüle lüle saçlı  kadınlara, dize kadar beyaz çorap giymiş dar pantalonlu beylere   bakın, kendinizi  o evde yaşamış gibi hissedin. Tazılarla  tilki avından geliyormuşuz, bahçede   kendimize benzer hanımlarla 5  çayı içiyormuşuz, uşaklarımız arka planda   küçük kek servisleri hazırlıyormuş.   Halbuki şimdi dışarda hamburgerler, sosisli sandvıcler,  patates kızartmaları satılıyor.  Ama  ‘ Ben kendi ülkemin yemeklerini severim sadece! ‘ derseniz ‘Bristanbul’  Pastanesinden kurabiye, simit,  kuru pasta , çikolatalı  kek alıp  yanınızda  görürebilirsiniz. Ayran bile var, söylemesi ayıp.
Köprüye bakacağım, balon göreceğim diye ordan oraya koştururken aman unutmayın  Bristol  meşhur  grafiti  sanatçısı  Banksy’in de memleketi.   Şehrin orasında burasında duvarlara sosyal içerikli resimler yapmış.   Su kanalının kenarında,  bir evin yan duvarında,   sağlık merkezinin   arkasında, aklınıza gelmeyecek   ama çok sıradan alanlarda sprey boya ile resimler çizmiş.  İnanmıyacaksınız ama   resimleri görmek için   grafiti turları bile yapılıyor.   Bristol müzesinin girişinde   başından aşağıya boya dökülmüş melek heykeli  ( Boya Kutusu Meleği)ne bakıp ‘Güzelim melek heykelinin üstüne boya dökmüş, ziyan etmiş, sanat mı bu?!’   başlıklı olanüstü entellektüel  tartışmalarınızı müzenin yan tarafında Bristol Üniveritesi Hukuk  binasının  tavan oymalarına hayran kalarak sürdürebilirsiniz.

Londra’da Ağustos ayında Zindanları,   Balmumu Müzesini , Saat Kulesini görüp, alışverişinizi yaptıkdan sonra  aklınıza gelsin.  Sadece iki saat uzaklıkta,  üstünden kocaman balonlar geçen bir köprü,   balonlara ve köprüye bakarak  piknik yapacağınız bir malikane bahçesi ve   boyalı bir melek var.  Güzel, sakin bir gün olacak, kurabiyelerinizi yerken ‘ne iyi ettikte geldik, huzur var burda‘ diyeceksiniz,   köprü, ayı ve dayı üçlemesine bir kere daha kıkırdiyacaksınız, köprünün yapılma tarihinde başka  ülkelerde neler olduğunu tartışıp, nerden nereye diye düşüneceksiniz. Yetmez mi?

Bu köprü görmeye gidilir.

Comments

Post a Comment